ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
ÇALIŞMA ALANLARIMIZ
İLETİŞİM

Avukat Ferhat GÜNEŞ

Avukat Ferhat GÜNEŞAvukat Ferhat GÜNEŞAvukat Ferhat GÜNEŞ
ANA SAYFA
HAKKIMIZDA
ÇALIŞMA ALANLARIMIZ
İLETİŞİM
More
  • ANA SAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • ÇALIŞMA ALANLARIMIZ
  • İLETİŞİM

Avukat Ferhat GÜNEŞ

Avukat Ferhat GÜNEŞAvukat Ferhat GÜNEŞAvukat Ferhat GÜNEŞ
  • ANA SAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • ÇALIŞMA ALANLARIMIZ
  • İLETİŞİM
TEL: 0533 128 42 15MAİL: avferhatgunes@gaziantepbarosu.org.trAdres: 58135 nolu sokak no 3 kaplan apartmanı kat 1 daire 3 şehitkamil/ Gaziantep

 

 

Ayıplı Araç Satın Alan Kişilerin Hukuki Hakları ve Başvuru Yolları


Motorlu araç satışları, ekonomik değeri yüksek sözleşmeler arasında yer almakta olup bu işlemlerde ortaya çıkan ayıplar, alıcı bakımından ağır sonuçlar doğurmaktadır. Araç bedelinin çoğu zaman krediyle karşılanması, bakım ve onarım giderlerinin yüksekliği ve aracın günlük yaşam içindeki fonksiyonu dikkate alındığında, ayıplı araç nedeniyle meydana gelen zararların etkin biçimde giderilmesi zorunludur. Türk hukuk mevzuatı, gerek sıfır gerekse ikinci el araç satışlarında alıcıyı koruyan kapsamlı düzenlemeler içermektedir.


Ayıp Kavramının Araç Satışlarındaki Görünümü

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri birlikte değerlendirildiğinde ayıp; malın sözleşmede kararlaştırılan nitelikleri taşımaması, objektif olarak sahip olması gereken özelliklerden yoksun bulunması veya kullanım amacını karşılamamasıdır.


Araç satışlarında ayıp özellikle şu şekillerde ortaya çıkmaktadır:


  • Motor, şanzıman, elektronik aksam ve yürüyen parçalara ilişkin gizli üretim hataları,
     
  • Satış öncesinde mevcut olup alıcıdan saklanan ağır hasar ve değişen parça bilgileri,
     
  • Aracın kilometresinin düşürülmesi suretiyle gerçekleştirilen hileli işlemler,
     
  • Aracın ilan ve tanıtım belgelerinde belirtilen donanım paketinden farklı çıkması,
     
  • İthalat, garanti başlangıç tarihi, model yılı gibi unsurlarda gerçeğe aykırı beyanlar.
     

Bu tür ayıpların çoğu, alıcı tarafından teslim anında fark edilemeyecek nitelikte olduğundan “gizli ayıp” kapsamında değerlendirilmekte ve satıcının sorumluluğu devam etmektedir.


Alıcının Seçimlik Hakları

Kanunlarımız ayıplı araçla karşılaşan alıcıya dört temel seçimlik hak tanımıştır:


  1. Sözleşmeden Dönme Hakkı: Araç satıcıya iade edilmekte, ödenen bedelin yasal faiziyle birlikte alıcıya geri verilmesi talep edilebilmektedir.
     
  2. Bedelden İndirim Hakkı: Araç alıcıda kalmakta, ayıp oranında değer kaybı hesaplanarak iade yapılmaktadır.
     
  3. Ücretsiz Onarım Hakkı: Satıcı, ithalatçı veya üretici tarafından aracın masrafsız biçimde tamir edilmesi zorunludur.
     
  4. Ayıpsız Misli ile Değişim Hakkı: Özellikle sıfır araçlarda mümkün olan bu yolla, aynı özellikte sorunsuz araç teslimi sağlanır.
     

Somut olayın özellikleri, ayıbın esaslı olup olmadığı, onarımla giderilip giderilemeyeceği ve güvenlik riski taşıyıp taşımadığı dikkate alınarak en uygun hak tercih edilmelidir. Yargı kararlarında, gizlenmiş ağır hasar ve kilometre hilesi gibi durumların esaslı ayıp kabul edildiği ve dönme hakkının öncelikle uygulanması gerektiği görülmektedir.


Süreler, İspat Yükü ve Deliller

a) Sıfır Araçlarda

Tüketici hukukunda teslimden itibaren ilk altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu karine olarak kabul edilir. Bu halde ispat yükü satıcıya geçmekte, satıcı ayıbın sonradan meydana geldiğini kanıtlamak zorunda kalmaktadır. Garanti süresi boyunca yetkili servislerin ve ithalatçının sorumluluğu da müteselsildir.


b) İkinci El Araçlarda

İkinci el araç satışlarında genel hükümler uygulanmakta, ayıbın öğrenilmesinden sonra makul süre içinde bildirim yapılması aranmaktadır. Ancak satıcının ayıbı kasten gizlemesi veya hileli işlem gerçekleştirmesi halinde zamanaşımı süreleri uzamakta, satıcı daha ağır biçimde sorumlu tutulmaktadır.


c) Delil Niteliği Taşıyan Belgeler

  • Ekspertiz raporları,
     
  • Yetkili servis iş emirleri ve arıza kayıtları,
     
  • Satış ilanları, broşür ve tanıtım metinleri,
     
  • Noter satış sözleşmesi ve ödeme dekontları,
     
  • Araçtaki ayıbı ortaya koyan tespit davası bilirkişi raporu.
     

Bu belgelerin usulüne uygun toplanması, davanın sonucunu doğrudan etkilemektedir.


Satıcının Sorumluluktan Kaçınma Girişimleri

Uygulamada satıcılar “ayıbı bilmiyordum”, “aracı bu şekilde aldım” veya “ekspertize götürseydiniz” şeklinde savunmalar ileri sürmektedir. Oysa kanun, satıcının kusurunu şart koşmamakta; ayıplı maldan doğan sorumluluk objektif nitelik taşımaktadır. Alıcının ayıbı teslim anında fark edememesi, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Özellikle kilometre düşürme ve hasar gizleme vakalarında bu savunmaların hukuki değeri bulunmamaktadır.


İzlenmesi Gereken Hukuki Prosedür

Mağduriyet yaşayan kişilere önerdiğim resmî yol haritası şöyledir:


  1. Satıcıya, ayıbın mahiyetini ve talep edilen hakkı içeren noter ihtarnamesi gönderilmesi,
     
  2. Araçta onarım veya parça değişimi yapılmadan önce mahkemeden veya noter aracılığıyla ayıp tespiti sağlanması,
     
  3. Satıcının uzlaşmaması halinde Tüketici Mahkemesi’nde veya Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açılması,
     
  4. Değer kaybı, çekilen kredi faizleri, ikame araç giderleri gibi kalemlerin ek tazminat olarak talep edilmesi.
     

Dava sürecinde ihtiyati tedbir yoluyla aracın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi mümkün olabilmektedir.


Değerlendirme ve Sonuç

Ayıplı araç nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıklar, teknik ve hukuki boyutları iç içe geçmiş dosyalardır. Bu alanda profesyonel destek alınması, hak kayıplarının önüne geçer. Hukuk düzenimiz; ekonomik açıdan zayıf konumda bulunan alıcıyı korumayı amaçlamış, satıcıya karşı güçlü talep imkânları tanımıştır. 

Araçtaki ayıp, alıcının katlanmak zorunda olduğu bir durum değildir. Usulüne uygun yürütülen süreçlerde bedel iadesi ve zararların tazmini sağlanabilmekte, alıcı adil bir çözüme ulaşabilmektedir.


Daha Fazla Bilgi

 

Depremzedelerin Dava Süreçleri: Hak Arama Yolları, Tazminat Davaları ve Hukuki Destek

Türkiye’de yaşanan büyük depremler yalnızca fiziki yıkımlara değil; aynı zamanda binlerce vatandaşın hukuki hak kayıplarına da yol açmıştır. Depremzedelerin haklarını arayabilmesi, maddi ve manevi olarak yeniden ayağa kalkabilmesi için dava süreçlerinin doğru yürütülmesi hayati önem taşır.
Bu noktada, deprem davalarında uzman bir avukatın desteği hem sürecin hızlanmasını hem de hak kayıplarının önlenmesini sağlar.


1. Depremzedelerin Hukuki Hakları Nelerdir?

Deprem sonrası mağdurların hakları, Anayasa, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu, İmar Kanunu ve Afet Kanunu ile güvence altına alınmıştır.
Depremden zarar gören kişiler, zararın türüne göre farklı dava yollarına başvurabilirler:


  • Tazminat Davası: Kusurlu müteahhit, mühendis, yapı denetim firması veya idareye karşı maddi ve manevi tazminat talepleri ileri sürülebilir.
     
  • Ceza Davası: Bilinçli taksir veya olası kastla ölüme ya da yaralanmaya sebebiyet veren kişiler hakkında açılır.
     
  • İdari Dava: Belediyeler ve kamu kurumlarının imar ve denetim görevlerini yerine getirmemesi durumunda açılır.
     
  • Sigorta Davası: DASK veya özel sigorta şirketi tarafından ödeme yapılmadığında başvurulabilir.
     


2. Depremzedelerin Dava Süreci Nasıl İşler?

Deprem davaları teknik ve hukuki yönü güçlü bir hazırlık gerektirir. Süreç genellikle şu adımlarla ilerler:


  1. Delil Toplama: Enkaz raporu, bilirkişi incelemesi, yapı ruhsatı, proje dosyaları, tapu kayıtları, fotoğraflar ve tanık beyanları toplanır.
     
  2. Sorumluların Tespiti: Müteahhit, mühendis, denetim firması, belediye veya kamu görevlilerinin kusur oranları belirlenir.
     
  3. Dava Açılması: Uygun mahkemede (Asliye Hukuk veya Ağır Ceza) avukat aracılığıyla dava açılır.
     
  4. Bilirkişi İncelemesi: Mahkeme, yapının kusurlu olup olmadığını teknik bilirkişilerle değerlendirir.
     
  5. Karar ve Tazminat: Mahkeme, kusur oranına göre maddi ve manevi tazminata hükmeder.
     


3. Açılabilecek Dava Türleri

Depremzedeler, uğradıkları zararın türüne göre farklı dava yollarına başvurabilir:


  • Maddi Tazminat Davası: Konut, araç, eşya veya ekonomik kayıpların giderilmesi amacıyla açılır.
     
  • Manevi Tazminat Davası: Yakınlarını kaybeden veya kalıcı psikolojik zarar gören kişiler açabilir.
     
  • Ceza Davası: Yapı kusurlarında ihmali veya kasıtlı davranışı bulunan kişiler hakkında savcılık tarafından başlatılır.
     
  • İdari Dava: Kamu kurumlarının denetim görevini yerine getirmediği durumlarda açılır.
     


4. Deprem Davalarında Zamanaşımı Süreleri (Güncel Uygulama)

Deprem davalarında süreler, davanın türüne ve dayandığı yasa maddesine göre değişir:


a) Ayıplı Eser (Bina) Sorumluluğu – TBK m.478

Depremde yıkılan ya da hasar gören binalarda genellikle ayıplı eser hükümleri uygulanır.


  • Genel süre: 5 yıl (binanın tesliminden itibaren)
     
  • Ağır kusur veya hile varsa: 20 yıl
     


b) Tüketici İşlemleri – TKHK m.12

Eğer bina bir tüketici işlemi kapsamında teslim edilmişse:


  • Konut veya tatil amaçlı taşınmazlarda: 5 yıl
     
  • Diğer mallarda: 2 yıl
     


c) Haksız Fiil (Tazminat) Talepleri – TBK m.72

  • Zarar ve fail öğrenildikten sonra 2 yıl, her hâlde 10 yıl.
     
  • Eğer fiil aynı zamanda ceza gerektiren bir suç oluşturuyorsa, ceza zamanaşımı süresi uygulanır.
     


d) Ceza Davaları – TCK m.66

  • Suçun niteliğine göre 8 ila 20 yıl arasında değişir.
     
  • Taksirle ölüme neden olma suçunda genellikle 15 yıl zamanaşımı süresi uygulanır.
     


e) İdari Davalar – İYUK m.13

  • Zarar ve faili öğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde 5 yıl içinde idareye başvuru yapılmalıdır.
     
  • Başvuru reddedilirse veya cevap verilmezse 60 gün içinde dava açılabilir.
     


5. Avukat Desteği ve Profesyonel Hukuki Takip

Deprem davaları hem teknik hem de hukuki açıdan karmaşık süreçlerdir.
Bu nedenle sürecin bir depremzede avukatı tarafından yürütülmesi büyük önem taşır.

Avukat desteği ile:

  • Deliller zamanında ve eksiksiz toplanır,
     
  • Sorumlu kişi ve kurumlar doğru tespit edilir,
     
  • Dava dilekçesi profesyonel hazırlanır,
     
  • Tazminat miktarı en yüksek şekilde talep edilir,
     
  • Süreç hızlı, güvenli ve hak kaybı olmadan ilerler.
     

6. Depremzedelere Hukuki Tavsiyeler

  • Tüm belge ve kayıtlarınızı (tapular, ruhsatlar, sigorta poliçeleri, fotoğraflar) saklayın.
     
  • DASK veya sigorta ödemesi reddedilirse yazılı ret cevabı alın.
     
  • Savcılığa suç duyurusunda bulunmaktan çekinmeyin.
     
  • Hak kaybı yaşamamak için uzman bir avukatla hareket edin.


Sonuç: Adalet Aramak Her Depremzedenin Hakkıdır

Deprem, sadece doğanın değil; insan eliyle yapılan ihmallerin de sonucu olabilir.
Bu nedenle, adalet arayışı hem bireysel hem toplumsal bir sorumluluktur.
Eğer siz de depremden zarar gördüyseniz, haklarınızı öğrenmeden ve profesyonel destek almadan hiçbir adım atmayın.

Bir deprem avukatı, adaletin sağlanması için en güçlü yol arkadaşınızdır.


Daha Fazla Bilgi

 

Muris Muvazaası (Mirasçılardan Mal Kaçırma) Davası 

Muris muvazaası davası, Türk miras hukukunun en karmaşık ve en sık karşılaşılan dava türlerinden biridir. Uygulamada “mirasçılardan mal kaçırma davası” olarak da bilinir. Bu davalar, miras bırakanın (muris) taşınmazını bazı mirasçılardan mal kaçırma amacıyla devretmesiyle ortaya çıkar.

Muris genellikle taşınmazını bağışlamak ister, ancak bu iradesini gizleyerek tapuda satış sözleşmesi veya ölünceye kadar bakma akdi yapar. Bu durum, Yargıtay içtihatlarında “muris muvazaası” olarak tanımlanır ve mirasçılar açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilir.



Muris Muvazaasının Hukuki Niteliği

Muris muvazaası, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf/vasıflı) muvazaa türündedir. Burada görünürde bir işlem vardır; ancak tarafların gerçek amacı tamamen farklıdır. Miras bırakan, taşınmazını devretmek isterken, mirasçılarını mirastan mahrum bırakma kastı taşır. Bu nedenle görünürdeki satış veya bakım sözleşmesi geçersizdir; gizli bağış sözleşmesi ise şekil şartlarına uymadığı için hükümsüzdür. Bu tür işlemler, Türk Medeni Kanunu’nun 706. maddesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi ve Tapu Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca geçersiz sayılır.



Yargıtay İçtihatları ve 01.04.1974 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı

Yargıtay, 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu konuda kesin bir tutum belirlemiştir:

Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığından geçersizdir; gizli bağış sözleşmesi de şekil şartlarına aykırı olduğu için hükümsüzdür. Dolayısıyla, saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açabilirler.


Muris Muvazaasının Tespiti

Muris muvazaası davalarının adil bir şekilde sonuçlanabilmesi için miras bırakanın gerçek iradesinin ortaya çıkarılması gerekir. Bu ise oldukça karmaşık bir süreçtir.


Hakim, aşağıdaki kriterleri birlikte değerlendirir:

  • Yörenin gelenek ve görenekleri
     
  • Olayların olağan akışı
     
  • Miras bırakanın temlik için haklı nedeni
     
  • Satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki fark
     
  • Davalının alım gücü ve taraflar arasındaki kişisel ilişkiler
     

Bu unsurların tamamı, muris muvazaasının varlığını ispatlama sürecinde büyük önem taşır.



Muris Muvazaası Davalarında Avukatın Önemi

Muris muvazaası davaları, hem hukuki hem de delil yönünden son derece teknik davalardır. Genellikle tapu kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve Yargıtay kararlarının derinlemesine analizi gerekir. Bu nedenle, tecrübeli bir miras avukatı ile çalışmak hak kaybını önlemenin en etkili yoludur.


Avukatın Rolü:

  • Delil toplama ve ispat stratejisini kurma
     
  • Yargıtay içtihatlarını davaya uyarlama
     
  • Miras hakkının çiğnendiğini somut verilerle ortaya koyma
     
  • Tapu iptali ve tescil sürecini profesyonelce yürütme
     
  • Müvekkil adına tüm hukuki süreci takip etme
     

Deneyimli bir miras hukuku avukatı, davanın başında yapılacak doğru hukuki tespitlerle mirasçının hakkını korur ve uzun sürecek uyuşmazlıkların önüne geçer.



Dava Tarafları ve Sonuçları

Muris muvazaası davası, miras hakkı ihlal edilen her mirasçı tarafından açılabilir. Davalı ise muvazaalı işlemin tarafı veya onun adına taşınmazı devralan kişidir. Mahkeme, yapılan işlemin muris muvazaasına dayandığına karar verirse:


  • Görünürdeki satış veya bakım sözleşmesi geçersiz sayılır,
     
  • Tapu kaydı iptal edilir,
     
  • Taşınmaz murisin terekesine (mirasına) iade edilir.
     

Bu şekilde mirasın adil paylaşımı sağlanır ve mirasçıların kanuni hakları korunur.


Sonuç

Muris muvazaası (mirasçılardan mal kaçırma) davası, miras hukukunun en hassas alanlarından biridir. Her dosya kendi içinde farklı deliller, aile ilişkileri ve niyet unsurları içerdiğinden, deneyimli bir avukatın rehberliği olmadan başarıya ulaşmak oldukça zordur.

Bir miras avukatı, hem hukuki bilgisiyle hem de uygulama tecrübesiyle;


  • Miras hakkınızı savunur,
     
  • Muvazaalı tapu işlemlerini iptal ettirir,
     
  • Yargıtay içtihatlarına uygun bir dava stratejisi geliştirir.
     

Bu nedenle, muris muvazaası davası açmayı düşünen mirasçıların, sürecin başından itibaren alanında uzman bir avukatla çalışmaları, adaletin sağlanması açısından hayati önem taşır.


Daha Fazla Bilgi

 

Çek İcra Takibi 


Ticari hayatın en önemli ödeme araçlarından biri olan çek, güven esasına dayalı bir borç senedidir. Ancak karşılıksız çıkan veya ödenmeyen çekler, alacaklı için ciddi mağduriyet yaratır. Bu durumda devreye çek icra takibi girer.


Çek icra takibi, alacaklının çek bedelini hızlı şekilde tahsil etmesini sağlayan, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla ilamsız icra takibi türüdür.

 

Mahkeme kararına gerek kalmadan başlatılabilir, ancak sürecin hukuka uygun yürütülmesi için icra hukuku avukatı desteği büyük önem taşır.


Çek İcra Takibi Süreci 

  1. Çekin İbrazı:
    Çek, vadesinde bankaya ibraz edilir. Hesapta yeterli bakiye yoksa banka “karşılıksızdır” kaşesi basar. Bu işlem, icra takibine dayanak oluşturur.
     
  2. Takip Talebi ve Başvuru:
    Alacaklı, çekin aslını ve ciro zincirini ekleyerek icra dairesinde kambiyo senetlerine mahsus takip başlatır.
     
  3. Ödeme Emri Tebliği:
    İcra müdürlüğü borçluya ödeme emri gönderir. Borçlu, 5 gün içinde icra mahkemesine itiraz edebilir.
     
  4. İtiraz ve Haciz Aşaması:
    Süresi içinde itiraz edilmezse takip kesinleşir. Alacaklı, borçlunun banka hesapları, taşınır veya taşınmaz mallarına haciz konulmasını talep edebilir.
     
  5. Satış ve Tahsil:
    Haczedilen mallar icra yoluyla satılır, elde edilen gelir alacaklıya ödenir. Kalan alacak varsa süreç devam eder.
     

Avukatın Rolü 


Çek icra takibi, teknik detaylara ve kısa sürelere dayalı bir işlemdir. Bu nedenle süreç, bir çek takibi avukatı tarafından yürütülmelidir. Avukatın katkıları şunlardır:


  • Doğru takip türü ve yetkili icra dairesini belirler.


  • Çek ve ciro zincirindeki eksiklikleri tespit eder, hukuka uygun hale getirir.


  • Borçlunun itirazı halinde hızlıca itirazın kaldırılması davası açar.


  • Haciz, satış ve tahsil işlemlerini hızlandırır.


  • Zamanaşımı ve süre kayıplarını önler.


  • Borçlu ile uzlaşma veya yapılandırma görüşmeleri yürütür.


Bir avukatla yürütülen çek takibi, hem süreci hızlandırır hem de alacağın tahsil edilme oranını artırır.


Çek Takibinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Çek, ibraz süresi içinde bankaya sunulmazsa kambiyo niteliğini kaybedebilir.


  • Yetkili icra dairesi doğru seçilmezse takip iptal edilebilir.


  • Borçluya usulüne uygun tebligat yapılmadan haciz işlemi başlatılamaz.


  • Zamanaşımı süresi (genellikle 3 yıl) dolmuşsa çekten doğan haklar kaybolabilir.


  • Hatalı faiz veya masraf hesaplamaları, borçlunun itirazına neden olabilir.


Sonuç: 

Çek icra takibi, alacaklının hakkını en hızlı ve etkili şekilde tahsil etmesini sağlayan güçlü bir yasal yoldur. Ancak bu süreçte yapılan küçük bir hata bile büyük hak kayıplarına neden olabilir.


Bu yüzden, çek takibi avukatı veya icra hukuku avukatı desteğiyle hareket etmek; hem işlemlerin yasal güvence altında yürütülmesini sağlar hem de çek tahsilatında başarı oranını artırır.


Profesyonel bir avukatla yönetilen çek icra takibi, alacaklının ticari itibarını korur, süreci hızlandırır ve sonuç alma olasılığını en üst seviyeye çıkarır.

Daha Fazla Bilgi

 

Boşanma Davasında Ziynet Alacağı


Boşanma davaları yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesine yönelik olmayıp, taraflar arasında maddi ve malvarlığına ilişkin uyuşmazlıkların da gündeme geldiği davalardır. Bu davalarda en sık karşılaşılan taleplerden biri ziynet alacağı davasıdır. Özellikle düğünde takılan altın, bilezik, kolye, saat, küpe gibi ziynet eşyalarının kime ait olduğu ve boşanma halinde bunların geri alınıp alınamayacağı sıklıkla merak edilmektedir.



Ziynet Eşyasının Hukuki Niteliği


Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre düğünde takılan ziynet eşyaları, kural olarak kadına bağışlanmış sayılır ve kadının kişisel malı niteliğini taşır. Bu durum Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi ile uyumludur. Dolayısıyla evlilik devam ederken dahi, kadının ziynet eşyaları onun üzerinde tasarruf edebileceği şahsi malvarlığıdır.


Önemli bir ayrım olarak; düğünde kadına takılan altınlar, bilezikler ve diğer ziynet eşyaları doğrudan kadına aittir. 


Boşanma Davasında Ziynet Alacağı Talebi

Boşanma davasında kadın, ziynet eşyalarının iadesini veya bedelinin ödenmesini talep edebilir. Eğer ziynetler koca ya da kocanın ailesi tarafından alınmış, bozdurulmuş ya da iade edilmemişse kadın:


  • Ziynetlerin aynen iadesini,
     
  • İadenin mümkün olmaması halinde ise bedelini talep edebilir.
     

Bu nedenle boşanma sürecinde ziynet eşyalarının geri alınması için açılacak ziynet alacağı davası büyük önem taşır.



İspat Yükü ve Yargıtay Uygulaması


Ziynet alacağı davalarında en kritik husus ispat yüküdür. Kural olarak, ziynet eşyalarının varlığını ve kocada kaldığını ispat yükü davacı kadına aittir. Ancak Yargıtay uygulamalarında şu noktalar dikkat çekicidir:


  • Kadının ziynetlerini kocasına bozdurduğu veya kocada kaldığı, hayatın olağan akışına uygun kabul edilmektedir.
     
  • Kadının ziynetlerini sakladığı yönündeki savunmalar çoğunlukla reddedilmektedir.
     
  • Koca, ziynetlerin ortak ihtiyaçlar için bozdurulduğunu ileri sürse bile, iade yükümlülüğü devam etmektedir.
     

Bu nedenle davacı tarafın düğün videoları, fotoğraflar, tanık beyanları gibi güçlü deliller sunması son derece önemlidir.


 

Ziynet Alacağı Davasında Avukatın Önemi


Boşanma davaları, yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda taraflar için duygusal ve psikolojik açıdan yıpratıcı bir dönemdir. Özellikle ziynet alacağı talepleri, ispat ve dava stratejisi açısından son derece karmaşık olabilir. İşte bu noktada, boşanma avukatı ile çalışmanın önemi ortaya çıkmaktadır.


  • Delil Yönetimi: Avukat, düğün görüntüleri, fotoğraflar, tanık beyanları gibi delilleri doğru şekilde dosyaya kazandırır.
     
  • Doğru Dava Stratejisi: Yargıtay içtihatları doğrultusunda taleplerin doğru formüle edilmesini sağlar.
     
  • Hukuki Argümanlar: Ziynetlerin kişisel mal kabul edilmesi, bozdurulma iddiaları ve aile baskısı gibi durumlarda doğru hukuki argümanları ileri sürer.
     
  • Hak Kaybını Önleme: Usul hataları, yanlış delil sunumu veya sürelerin kaçırılması gibi riskleri ortadan kaldırır.
     

Sonuç olarak, ziynet alacağı davası teknik detaylar içeren, dikkat ve uzmanlık gerektiren bir süreçtir. Aile hukuku alanında deneyimli bir avukat ile çalışmak, hak kaybı yaşanmaması ve sürecin hızlı ilerlemesi açısından büyük avantaj sağlar.



Ziynet alacağı, boşanma davalarının en çok tartışılan konularından biridir. Yargıtay’ın yerleşik kararları uyarınca düğünde takılan ziynet eşyaları kadının kişisel malı sayılır ve boşanma halinde iadesi veya bedelinin ödenmesi gerekir.

Bu nedenle boşanma sürecinde hak kaybı yaşamamak için:


  • Ziynet alacağı davası titizlikle hazırlanmalı,
     
  • Deliller eksiksiz toplanmalı,
     
  • Yargıtay uygulamaları ışığında strateji belirlenmeli,
     
  • Profesyonel hukuki destek alınmalıdır.
     

Boşanma davasında ziynet alacağı, doğru yönetildiğinde kadının maddi haklarını güvence altına alan en önemli taleplerden biridir.


Daha Fazla Bilgi

 

Hisseli Taşınmazlarda Önalım (Şufa) Davası ve TMK Hükümleri


Hisseli taşınmazlarda önalım davası (şufa davası), paydaşların haklarını korumak için Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş önemli bir müessesedir. 


Önalım hakkı, bir paydaşın taşınmazdaki hissesini üçüncü kişiye satması halinde diğer paydaşlara aynı şartlarla öncelikli satın alma imkânı tanır. Böylece hisseli taşınmazın yabancı kişilerin eline geçmesi engellenir ve ortaklığın devamlılığı korunur.


1. Türk Medeni Kanunu’nda Önalım Hakkı

Önalım hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun 732 – 735. maddeleri arasında düzenlenmiştir. İlgili hükümler şöyledir:


  • TMK m. 732: “Paydaşlardan biri taşınmazdaki payını üçüncü kişiye satarsa, diğer paydaşlar önalım hakkını kullanabilir.”
     
  • TMK m. 733: Önalım hakkı, satışın hak sahibine bildirildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlükârda satışın üzerinden iki yıl içinde dava yoluyla kullanılmalıdır.
     
  • TMK m. 734: Önalım hakkının kullanılabilmesi için satış bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi gerekir.
     
  • TMK m. 735: Önalım hakkından feragat edilebilir. Feragat tapuya şerh edilirse üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
     

2. Önalım Davasının Şartları

Bir önalım davası açılabilmesi için şu koşullar aranır:


  • Taşınmaz hisseli mülkiyete tabi olmalıdır.
     
  • Hisse, üçüncü bir kişiye satış yoluyla devredilmiş olmalıdır. (Bağış, takas, miras yoluyla geçişte önalım hakkı kullanılamaz.)
     
  • Satış resmi şekilde yapılmalı ve tapuya tescil edilmelidir.
     
  • Davacı paydaş, süresinde dava açmalı ve bedeli depo etmelidir.
     

3. Önalım Davasının Açılma Süresi

Önalım hakkının kullanılmasında süreler çok önemlidir.


  • 3 aylık süre: Satışın davacı paydaşa bildirildiği tarihten itibaren başlar.
     
  • 2 yıllık hak düşürücü süre: Satışın yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar ve bildirim yapılmasa dahi bu süre geçtikten sonra önalım hakkı düşer.
     

4. Önalım Davasında Usul

  • Görevli mahkeme: Asliye Hukuk Mahkemesi
     
  • Yetkili mahkeme: Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi
     
  • Davalı: Hisseli taşınmazı satın alan üçüncü kişi
     
  • Dava süreci:
     
    • Davacı, satış bedelini mahkemenin belirlediği süre içinde vezneye depo eder.
       
    • Mahkeme davayı kabul ederse, satış bedeli alıcıya ödenir, taşınmaz payı davacı adına tescil edilir.
       

5. Uygulamada Önalım Hakkı ile İlgili Sorunlar

  • Satış bedelinin düşük gösterilmesi: Yargıtay kararlarında gerçek bedel dikkate alınır.
     
  • Paydaş sayısının çok olması: Birden fazla paydaş aynı anda önalım hakkını kullanabilir; mahkeme hisseleri oranında paylaştırır.
     
  • Muvazaalı satışlar: Paydaşın hakkını engellemek için yapılan sahte satışlar geçersiz sayılabilir.
     
  • Feragat: Önalım hakkından feragat edilirse, diğer paydaşlar bu hakkı kullanamaz.
     

6. Sonuç

Hisseli taşınmazlarda önalım davası, paydaşların mülkiyet hakkını koruyan ve taşınmazın yabancı kişilere geçmesini önleyen etkili bir hukuki yoldur.

 

TMK m. 732 – 735 hükümleri doğrultusunda açılan önalım davası, belirli süreler içinde ve usule uygun olarak yürütülmelidir.


 Özellikle önalım hakkı süresi, satış bedelinin doğru tespiti ve feragat şerhleri davanın seyrini doğrudan etkilemektedir.


Önalım davası, hisseli taşınmaz satışında hak kaybı yaşamamak ve mülkiyet hakkını korumak isteyen paydaşlar için en önemli hukuki güvencelerden biridir.


 

Bununla birlikte önalım davası, hem usul kuralları hem de hak düşürücü süreler bakımından oldukça teknik bir yargılama sürecidir. Yanlış zamanda açılan bir dava, eksik yapılan bir başvuru veya usule aykırı bir işlem, hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle önalım davasında, gayrimenkul hukuku ve paylı mülkiyet alanında uzman bir avukatla çalışmak büyük önem taşımaktadır.


Bir avukatın desteğiyle:

  • Dava süresi kaçırılmaz,
     
  • Satış bedelinin gerçek değeri tespit edilir,
     
  • Usule ilişkin hataların önüne geçilir,
     
  • Davanın başarı şansı artırılır.
     

Sonuç olarak, hisseli taşınmazlarda önalım hakkını korumak isteyen paydaşların, yalnızca kanuni düzenlemeleri bilmekle kalmayıp, haklarını en etkin şekilde kullanabilmeleri için profesyonel hukuki yardım almaları gerekmektedir.


Daha Fazla Bilgi

 

İşçilik Alacağı


İşçilik alacağı, işçinin işverenden olan haklarını ifade eder. Ücret, fazla mesai, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti gibi ödenmeyen hakların tamamı işçilik alacakları kapsamına girer. İşçi ile işveren arasında en sık görülen uyuşmazlıkların başında bu alacaklar gelir ve çoğu zaman iş mahkemesi süreciyle sonuçlanır.


İşçilik Alacağı Davaları Hangi Durumlarda Açılır?

İşçi, çalıştığı dönemde ya da işten ayrıldıktan sonra hak ettiği ödemeleri alamadığında işçilik alacağı davası açabilir. En yaygın talepler:


  • Ücret alacağı: İşçinin çalıştığı halde maaşını alamaması.
     
  • Fazla mesai ücreti: Haftalık 45 saatin üzerinde yapılan çalışmaların ödenmemesi.
     
  • Kıdem tazminatı: Belirli şartlarda işten ayrılan işçinin en az bir yıllık kıdemi için aldığı tazminat.
     
  • İhbar tazminatı: İş sözleşmesinin kanuni bildirim sürelerine uyulmadan feshedilmesi.
     
  • Yıllık izin ücreti: İşçinin kullanmadığı yıllık izinlerin parasal karşılığı.
     
  • Bayram ve tatil ücretleri: Resmi tatil ve hafta tatillerinde çalışılan günlerin ücretleri.
     

İşçilik Alacağı Davası Nasıl Açılır?

2018 yılında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile işçi-işveren uyuşmazlıklarında arabuluculuk süreci zorunlu hale gelmiştir. Yani işçi, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorundadır.

Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa işçi, iş mahkemesinde dava açabilir. Bu süreçte işçinin haklarını belge ve tanıklarla ispatlaması büyük önem taşır.


İşçilik Alacağı Davalarında İspat Yükü

  • İşçi, çalıştığını ve alacağını ispatla yükümlüdür.
     
  • İşveren, ödeme yaptığını bordro, banka dekontu gibi belgelerle kanıtlamalıdır.
     
  • Bordrolarda işçinin imzası varsa ancak alacağın ödenmediği iddia ediliyorsa, mahkemeler genellikle tanık beyanları ve bilirkişi raporları ile değerlendirme yapar.
     

İşçilik Alacağı Davası Ne Kadar Sürer?

Uygulamada bu davalar genellikle 8 ay ile 2 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Ancak arabuluculukta anlaşma sağlanması halinde süreç çok daha kısa sürede ve düşük maliyetle tamamlanabilir.


İşçilik Alacağı Davalarında Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Arabuluculuk sürecinde işçi haklarından feragat etmemelidir.
     
  • İşçi mümkünse banka üzerinden maaş almalı, belgelerini saklamalıdır.
     
  • İşten ayrılırken imzalanan belgeler dikkatle okunmalı, haklardan vazgeçildiğine dair ibareler yer almamalıdır.
     

Sonuç

İşçilik alacağı davaları, işçilerin haklarını korumak için en önemli yasal yollardan biridir. İşçi hakları konusunda bilinçli olmak, dava sürecinde doğru adımları atmak ve mümkünse uzman bir iş hukuku avukatı ile çalışmak işçinin lehine olacaktır.

Unutmayın, işçi hakları anayasa ve kanunlarla güvence altındadır. Hak kaybına uğramamak için süreci doğru yönetmek ve gerekirse iş mahkemesi yoluna başvurmak gerekir.


Daha Fazla Bilgi

 

Tapu İptal ve Tescil Davalarında İhtiyati Tedbir ve Davalıdır Şerhinin Önemi

Tapu iptal ve tescil davaları, mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendirdiği için en önemli tapu davaları arasında yer alır. Uygulamada miras, muvazaa, sahte vekâletname, hatalı tescil ve hileli işlemler nedeniyle sıkça açılan bu davalar, uzun süren yargılamalarla sonuçlanır.

Dava devam ederken taşınmazın üçüncü kişilere devredilmesi halinde davacı geri dönülmesi imkânsız hak kayıpları yaşayabilir. Bu noktada ihtiyati tedbir ve davalıdır şerhi, davacının hakkını korumak için devreye girer.


Tapu İptal ve Tescil Davası Nedir?

Tapu iptal ve tescil davası, hukuka aykırı şekilde başkası adına tescil edilen taşınmazın, gerçek hak sahibi adına yeniden tescili için açılan davadır. En çok şu durumlarda görülür:


  • Muris muvazaası (mirastan mal kaçırma)
     
  • Sahte vekâletname veya sahtecilik yoluyla satış
     
  • Hatalı tescil işlemleri
     
  • Zilyetlikten doğan haklar
     

Bu davaların en önemli özelliği, uzun sürmeleri ve süreçte taşınmazın el değiştirme ihtimalidir.


İhtiyati Tedbirin Amacı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesi uyarınca ihtiyati tedbir, hakkın elde edilmesini zorlaştıracak ya da imkânsız hale getirecek durumlarda başvurulan koruma yoludur.


Tapu iptal ve tescil davalarında ihtiyati tedbirin amacı:


  • Taşınmazın dava süresince üçüncü kişilere devrini engellemek
     
  • Davalı tarafın tasarruf yetkisini kısıtlamak
     
  • Dava sonunda verilecek kararın uygulanabilirliğini güvence altına almak
     

Mahkemeler, genellikle tapu siciline “ihtiyati tedbir şerhi” işlenmesine karar verir. Bu şerh sayesinde dava sonuçlanana kadar taşınmazın satışı veya devri imkânsız hale gelir.


Davalıdır Şerhi Nedir?

Davalıdır şerhi, tapu iptal ve tescil davası açıldığında, dava konusu taşınmazın tapu kütüğüne işlenen dava kaydıdır.


  • Taşınmazı satın almak isteyen kişiler, tapuda davalıdır şerhini görür.
     
  • Şerh, taşınmazın satışını engellemez; ancak yeni malik davanın sonucuna katlanmak zorunda kalır.
     
  • Bu şerh sayesinde iyi niyet iddiası büyük ölçüde önlenir.
     

Yargıtay kararlarında da görüldüğü üzere, davalıdır şerhi tek başına dahi davacıyı koruyabilir. Ancak en güçlü koruma, ihtiyati tedbir ve davalıdır şerhinin birlikte uygulanmasıyla sağlanır.


İhtiyati Tedbir ile Davalıdır Şerhi Arasındaki Fark

  • İhtiyati tedbir şerhi: Taşınmazın üçüncü kişilere devrini engeller.
     
  • Davalıdır şerhi: Satışı engellemez, sadece dava bilgisini gösterir.
     

👉 Uygulamada en güvenli yol, her iki şerhin birlikte tapuya işlenmesidir.


Sonuç 

Tapu iptal ve tescil davası açarken mutlaka ihtiyati tedbir talebinde bulunulmalı ve ayrıca davalıdır şerhinin tapu siciline işlenmesi istenmelidir.

Aksi halde, dava süresince taşınmazın el değiştirmesi halinde, davayı kazanmış olsanız bile hakkınızı fiilen kullanmanız mümkün olmayabilir. Bu nedenle, mülkiyet hakkınızı güvence altına almanın tek yolu, ihtiyati tedbir ve davalıdır şerhini birlikte talep etmektir.


Daha Fazla Bilgi

 

Tapu İptal ve Tescil Davalarında Muris Muvazaası

Muris Muvazaası Nedir?

Muris muvazaası, halk arasında “mirastan mal kaçırma” olarak bilinen ve miras hukuku uyuşmazlıklarının en yaygın sebeplerinden biridir. Muris (miras bırakan), mirasçıların haklarını ihlal etmek amacıyla aslında bağışlamak istediği taşınmazı gerçekte satış veya bakım sözleşmesi gibi görünürdeki bir işlemle devreder. Bu işlem gerçekte muvazaalı işlem niteliğinde olup, mirasçıların saklı paylarını ve miras hakkını ortadan kaldırmak için yapılır.


Muris Muvazaasının Unsurları

Yargıtay kararlarında kabul edilen muris muvazaası unsurları şunlardır:


  • Görünürde Satış İşlemi: Muris taşınmazı satmış gibi gösterir.
     
  • Gerçek İrade Bağışlama: Murisin gerçek amacı, taşınmazı bağışlamak ama bunu mirasçılardan mal kaçırarak yapmaktır.
     
  • Muvazaa İradesi: Taraflar bilinçli şekilde gerçeği gizler.
     
  • Mirasçıların Haklarının Zedelenmesi: İşlemin doğrudan amacı, mirasçıların miras payı üzerinde tasarrufta bulunmaktır.
     

Muris Muvazaasına İlişkin Yargıtay Kararları

Muris muvazaası davalarında en önemli dayanak, Yargıtay’ın 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır. 

Bu karara göre:


  • Muris muvazaası davalarında zamanaşımı süresi yoktur.
     
  • Görünürde satış olsa bile, mal kaçırma kastı ispatlandığında işlem geçersiz kabul edilir.
     
  • Davacı mirasçılar, tapu iptal ve tescil davası açarak taşınmazın miras paylarına göre adlarına tescilini talep edebilir.
     

Muris Muvazaası Davasında İspat

Muris muvazaasının ispatı her türlü delille yapılabilir. 

Özellikle:


  • Satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki büyük fark,
     
  • Satış bedelinin hiç ödenmemesi,
     
  • Murisin ekonomik durumu,
     
  • Taraflar arasındaki ailevi ve sosyal ilişkiler,
     
  • Murisin ölüm tarihi ile işlem tarihi arasındaki yakınlık,
     
  • Tanık beyanları ve bilirkişi raporları,
    Yargıtay uygulamasında muris muvazaasının en güçlü delilleri arasında kabul edilmektedir.
     

Muris Muvazaası Davası Nerede Açılır?

  • Görevli Mahkeme: Asliye Hukuk Mahkemesi
     
  • Yetkili Mahkeme: Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi (kesin yetki – HMK m.12)
     
  • Davacılar: Miras hakkı zedelenen mirasçılar
     
  • Davalılar: Görünürde taşınmazı devralan kişi ya da kişiler
     

Muris Muvazaası Davasında Zamanaşımı

Yargıtay uygulamasına göre muris muvazaası davasında zamanaşımı veya hak düşürücü süre yoktur. Mirasçılar, murisin ölümünden sonra her zaman dava açabilir.


Muris Muvazaası ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1. Muris muvazaası davasını kim açabilir?

Miras hakkı zedelenen tüm mirasçılar bu davayı açabilir.


2. Muris muvazaası davasında ne talep edilir?

Tapu kaydının iptali ve taşınmazın mirasçılar adına tescili talep edilir.


3. Muris muvazaası davası ne kadar sürer?

Dosyanın yoğunluğuna, bilirkişi incelemelerine ve tanık dinlenmesine göre değişmekle birlikte ortalama 1–3 yıl arası sürebilmektedir.


4. Muris muvazaası davasında satış yapılan üçüncü kişiye karşı dava açılabilir mi?

Evet, taşınmazı muristen alan kişi davalıdır. Eğer taşınmaz daha sonra başka kişilere devredilmişse, bu kişilerin iyi niyetli olup olmadıkları değerlendirilir.


Sonuç

Muris muvazaası davaları, miras hukuku, tapu iptal ve tescil davaları ve mirasçılar arasında hakların korunması açısından çok önemlidir. Bu davalarda hem hukuki bilgi hem de tecrübe gereklidir. Yanlış açılan bir dava, hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle muris muvazaası davası mutlaka gayrimenkul ve miras hukuku alanında uzman bir avukat aracılığıyla takip edilmelidir.


Daha Fazla Bilgi

 

Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibi

Giriş

Ticaret hayatında alacakların güvence altına alınması için en çok kullanılan araçlardan biri kambiyo senetleridir. Çek, bono ve poliçe, alacaklıya hem yazılı güvence sağlar hem de alacağın daha hızlı tahsil edilmesine imkân tanır.


Borç ödenmediğinde, alacaklı için en etkili yol İcra ve İflas Kanunu m.167 ve devamında düzenlenen kambiyo senetlerine özgü icra takibidir. Bu takip, genel haciz yoluna göre daha hızlı işler ve borçlunun itiraz hakkı sınırlı olduğu için alacaklıya avantaj sağlar.


Kambiyo Senetleri Nelerdir?

Kambiyo senetleri, belli kurallara uygun hazırlanmadıkça geçerli olmayan özel belgelerdir.


Üç çeşit kambiyo senedi vardır:


  • Çek icra takibi (TTK m. 780 vd.)
     
  • Bono icra takibi (TTK m. 776 vd.)
     
  • Poliçe icra takibi (TTK m. 671 vd.)
     

Bu belgeler, alacaklının borcunu icra takibi yoluyla hızlı şekilde tahsil etmesini sağlar.


Kambiyo Senetlerine Özgü İcra Takibinin Aşamaları

1. Takip Talebi

Alacaklı, elindeki çek, bono veya poliçeyi icra dairesine sunarak takip başlatır.


  • Senedin aslı veya noter onaylı sureti dosyaya eklenmelidir.
     
  • İcra takibi dilekçesinde, alacak miktarı, borçlunun bilgileri ve senet ayrıntıları yer alır.
     

2. Ödeme Emri

İcra müdürü, borçluya kambiyo senetlerine özgü ödeme emri gönderir.


Borçlu bu emri aldıktan sonra:


  • 10 gün içinde borcunu ödemek ve mal beyanında bulunmak zorundadır.
     
  • 5 gün içinde ödeme emrine itiraz edebilir. Örneğin: imzanın kendisine ait olmadığını, senedin sahte olduğunu veya borcun ödendiğini ileri sürebilir.
     

3. Borçlunun İtiraz Hakları

Borçlu, icra ödeme emrine sadece sınırlı sebeplerle itiraz edebilir:


  • İmza kendisine ait değilse,
     
  • Senet sahteyse,
     
  • Borç daha önce ödenmişse ya da zamanaşımına uğramışsa,
     
  • Senet geçerli bir kambiyo senedi değilse.
     


4. Haciz Aşaması

Borçlu 10 gün içinde ödeme yapmaz ve geçerli bir itirazda bulunmazsa, alacaklı haciz talep edebilir.


  • Borçlunun maaşına haciz,
     
  • Banka hesaplarına el koyma,
     
  • Taşınır ve taşınmaz mallara haciz mümkündür.
     

Sonrasında mallar satılarak alacaklının ödemesi sağlanır.


Kambiyo Takibinin Avantajları

  • Hızlı icra takibi: Genel haciz yoluna göre daha kısa sürede sonuç alınır.
     
  • Sınırlı itiraz hakkı: Borçlunun keyfi itirazları engellenir.
     
  • Güçlü tahsilat: Çek, bono ve poliçe, alacaklıya doğrudan haciz yolunu açar.
     

Sonuç

Kambiyo senetlerine özgü icra takibi, alacaklıya hem hızlı hem de güvenli tahsilat imkânı sunar. Borçlunun itiraz hakkı sınırlı olduğu için, bu yöntem ticari hayatta alacaklı açısından büyük avantaj sağlar.

Ancak süreçte yapılacak küçük bir hata bile hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle icra takibi avukat desteği ile yürütülmelidir. Böylece alacaklar güvenle tahsil edilebilir.

Daha Fazla Bilgi

 

Türk Hukukunda Arabuluculuk: Arabuluculuk Süreci, Zorunlu Arabuluculuk ve Avantajları


Arabuluculuk Nedir?

Arabuluculuk, tarafların kendi iradeleriyle başvurdukları, tarafsız bir üçüncü kişinin rehberliğinde yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemidir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile düzenlenmiştir.


  • Arabuluculuk gönüllülük esasına dayanır.
     
  • Arabulucu, hakem gibi karar vermez; tarafların anlaşmasına yardımcı olur.
     
  • Arabuluculuk anlaşma belgesi, mahkeme kararı niteliğindedir.
     

Bu nedenle, arabuluculuk günümüzde “mahkemeye gitmeden uyuşmazlık çözümü” isteyenler için cazip bir yöntemdir.


Türk Hukukunda Arabuluculuk Süreci

Arabuluculuk süreci şu adımlardan oluşur:


  1. Başvuru: Taraflardan biri arabuluculuk bürosuna başvurur.
     
  2. Arabulucunun Seçilmesi: Arabulucu listelerinden tarafların ortak kararıyla bir arabulucu atanır.
     
  3. İlk Toplantı: Arabulucu, arabuluculuk süreci hakkında tarafları bilgilendirir.
     
  4. Müzakere: Taraflar, uyuşmazlığı çözmek için arabulucunun kolaylaştırıcılığında görüşür.
     
  5. Anlaşma veya Sonuçsuzluk: Taraflar anlaşırsa arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlenir; anlaşamazlarsa süreç sona erer.
     

Bu yönüyle arabuluculuk, hem hızlı hem de düşük maliyetli bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu sunar.


Zorunlu Arabuluculuk

Türkiye’de başlangıçta gönüllü olan arabuluculuk, zamanla bazı uyuşmazlıklarda dava şartı haline getirilmiştir.


  • 2018’den itibaren işçi-işveren uyuşmazlıklarında,
     
  • 2019’dan itibaren ticari uyuşmazlıklarda,
     
  • 2020’den itibaren tüketici uyuşmazlıklarında arabuluculuk dava şartı olmuştur.
     

Yani, bu davalarda mahkemeye gitmeden önce arabulucuya başvurmak zorunludur.


Arabuluculuk Avantajları

Arabuluculuk, Türk hukuk sistemine birçok yenilik ve kolaylık sağlamaktadır:


  • Mahkemeye göre çok daha hızlı sonuç alınır.
     
  • Masraflar düşüktür.
     
  • Taraflar ilişkilerini koruyarak çözüm bulur.
     
  • Taraf iradesi ön planda olduğu için “kazan-kazan” anlayışı öne çıkar.
     
  • Mahkemelerin iş yükü hafifler.
     

Bu nedenlerle arabuluculuk avantajları, özellikle ticari hayat ve iş uyuşmazlıklarında büyük önem taşımaktadır.


Arabuluculuğun Dezavantajları ve Eleştiriler

Her ne kadar arabuluculuk avantajlı olsa da, bazı eleştiriler de vardır:


  • Güçlü tarafın zayıf taraf üzerinde baskı kurması ihtimali.
     
  • Tarafların uzlaşmaz tavrı nedeniyle sürecin başarısız olabilmesi.
     
  • Zorunlu arabuluculuk uygulamasının “gönüllülük” esasına aykırılık tartışmaları.
     

Sonuç

Türk hukukunda arabuluculuk, hem mahkemelerin yükünü azaltan hem de taraflara dostane çözüm imkânı tanıyan modern bir yöntemdir. Özellikle arabuluculuk dava şartı ile birlikte uygulamanın kapsamı genişlemiştir. Gelecekte arabuluculuğun daha etkin kullanılabilmesi için tarafların bilinçlendirilmesi ve arabulucuların uzmanlık alanlarının güçlendirilmesi önemlidir.


Daha Fazla Bilgi

 

Adli Tatil: Türk Hukuk Sisteminde İşlevi, Hukuki Dayanağı ve Tartışmalar

Giriş

Adalet mekanizması, toplum düzeninin ve hukuk devletinin en temel dayanaklarından biridir. Ancak bu mekanizmayı işletmekle yükümlü hâkim, savcı, avukat ve adliye personeli yıl boyunca yoğun bir mesai harcamaktadır. Yargı organlarının bu ağır iş yükü karşısında dinlenmesi, verimliliğin artırılması ve adli düzenin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi için “adli tatil” kurumu ihdas edilmiştir. Adli tatil, yalnızca bir dinlenme dönemi olmayıp, aynı zamanda yargının yeniden yapılanmasına katkı sağlayan hukuki bir müessesedir.


Hukuki Dayanak

Adli tatilin hukuki temeli, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 102 ilâ 103. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan hükümlere göre:


  • Adli tatil her yıl 20 Temmuz’da başlamakta ve 31 Ağustos’ta sona ermektedir (HMK m.102).
     
  • Bu süre zarfında, mahkemeler kural olarak duruşma yapmamakta; ancak kanunun istisna tuttuğu dava ve işler görülmeye devam etmektedir (HMK m.103).
     

Ayrıca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (m.61) ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (m.331) da adli tatile ilişkin özel düzenlemeler bulunmaktadır.


Adli Tatilde Görülecek Dava ve İşler

Adli tatil döneminde, kamu düzenini ve bireylerin temel haklarını yakından ilgilendiren bazı davaların aksaması engellenmiştir. HMK m.103’e göre adli tatilde görülecek işler şunlardır:


  1. İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delil tespiti talepleri,
     
  2. Nafaka davaları, velayet, vesayet ve kayyımlıkla ilgili işler,
     
  3. İş sözleşmesinden doğan davalar, işçi alacakları ve tazminat talepleri,
     
  4. Konkordato, iflas ve iflasın ertelenmesi ile ilgili işlemler,
     
  5. Tutukluluk hâllerine ilişkin başvurular, tahliye talepleri ve bunlara dair itirazlar.
     

Bu düzenleme ile hem yargı mensuplarının dinlenmesi sağlanmakta hem de telafisi güç hak kayıplarının önüne geçilmektedir.


Adli Tatilin Amacı ve İşlevi

Adli tatilin temel işlevleri üç başlıkta toplanabilir:


  • Dinlenme İşlevi: Yoğun iş yükü altında çalışan yargı mensuplarının psikolojik ve fizyolojik olarak yenilenmesi, mesleki tükenmişliğin önlenmesi.
     
  • Verimlilik İşlevi: Yeni adli yılın daha düzenli, planlı ve verimli başlamasına olanak sağlanması.
     
  • Düzenleme İşlevi: Dosyaların tasnifi, iş yükünün denetlenmesi ve kurumsal işleyişin yeniden yapılandırılması.
     

Bu bağlamda adli tatil, yalnızca bireysel dinlenme aracı değil, aynı zamanda yargı teşkilatının kurumsal sürdürülebilirliği açısından da önemlidir.


Tartışmalar ve Eleştiriler

Adli tatil uygulaması, doktrinde ve kamuoyunda tartışmalara konu olmuştur. Bir görüşe göre, zaten uzun süren yargılamaların üzerine yaklaşık 40 günlük bir kesinti eklenmesi, adil yargılanma hakkı (AY m.36) açısından sorun teşkil etmektedir. Buna karşılık, yargı mensuplarının insanî ihtiyaçları ve mesleki verimliliklerinin korunması gerektiği ileri sürülmekte, adli tatilin kaldırılmasının yargı bağımsızlığına zarar vereceği savunulmaktadır.

Avrupa ülkelerindeki uygulamalar incelendiğinde, Fransa, İtalya ve İspanya gibi birçok ülkede de adli tatil benzeri dönemlerin mevcut olduğu görülmektedir. Bu durum, adli tatilin sadece Türkiye’ye özgü bir düzenleme olmadığını, evrensel bir ihtiyaçtan doğduğunu göstermektedir.


Sonuç

Adli tatil, Türk yargı sisteminin önemli kurumlarından biridir. Hem bireysel hem de kurumsal açıdan işlevsel faydalar sağlamaktadır. Ancak yargılamaların uzun sürmesi ve adalet hizmetlerindeki gecikmeler göz önüne alındığında, adli tatilin kapsamı ve süresine ilişkin yeni düzenlemeler yapılması gündeme gelebilir.

Daha Fazla Bilgi

 

Adil Yargılanma Hakkı: Hukuki Çerçeve, Unsurlar ve AİHM İçtihatları

Giriş

Adil yargılanma hakkı, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasında merkezi bir öneme sahiptir. Bu hak, demokratik hukuk devletinin işleyişi için vazgeçilmezdir ve hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çeşitli normatif düzenlemelerle güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi bu hakkın en önemli dayanaklarını oluşturmaktadır.


1. Hukuki Dayanaklar

1.1. Anayasal Düzenleme

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmünü içermektedir.


1.2. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)

AİHS’nin 6. maddesi, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalarda adil ve aleni yargılanma hakkını düzenler. Madde, şu unsurları içerir:


  • Bağımsız ve tarafsız bir mahkeme,
     
  • Makul süre,
     
  • Aleniyet,
     
  • Savunma hakkı.
     

2. Adil Yargılanma Hakkının Unsurları

2.1. Bağımsız ve Tarafsız Mahkeme Önünde Yargılanma

Mahkemelerin hem yapısal hem de işlevsel anlamda bağımsız olması gerekir. Hakimlerin yürütme veya başka otoritelerden etkilenmemesi, tarafsızlık algısının da korunması gerekir.


AİHM İçtihadı:


  • Piersack/Belçika (1982): AİHM, tarafsızlık kavramını hem “öznel” hem de “nesnel” boyutuyla ele almış ve davaya bakan hakimin ön yargısız olmasını zorunlu görmüştür.
     
  • Findlay/Birleşik Krallık (1997): Askeri mahkemelerin yapısı nedeniyle tarafsızlık ilkesinin ihlal edildiği belirtilmiştir.
     

2.2. Makul Sürede Yargılama

Yargılamaların gereksiz yere uzamaması, tarafların adalete erişimi açısından hayati önemdedir.


AİHM İçtihadı:


  • Kudła/Polonya (2000): AİHM, makul sürede yargılama hakkının ihlali durumunda devletin etkili bir iç hukuk yolu sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir.
     
  • Orhan/Türkiye (2002): Türkiye’de yargılamanın aşırı uzun sürmesi AİHS m.6 ihlali olarak değerlendirilmiştir.
     

2.3. Aleniyet (Duruşmaların Açık Olması)

Adil yargılanmanın bir diğer unsuru, yargılamanın kamuya açık yapılmasıdır. Gizlilik, yalnızca kamu düzeni, devlet güvenliği veya tarafların mahremiyeti gibi istisnai hallerde mümkündür.


AİHM İçtihadı:


  • Diennet/Fransa (1995): Duruşmaların gizli yapılması, kamuya açıklık ilkesine aykırı bulunmuştur.
     

2.4. Savunma Hakkı ve Avukat Yardımı

Sanığın kendisini bizzat veya vekil aracılığıyla savunabilmesi, yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olması gerekir.


AİHM İçtihadı:


  • Salduz/Türkiye (2008): Polis sorgusunda avukat yardımının sağlanmaması savunma hakkının ihlali sayılmıştır.
     
  • Imbrioscia/İsviçre (1993): Soruşturma aşamasında savunma hakkının etkin kullanılması gerektiği vurgulanmıştır.
     

2.5. Masumiyet Karinesi

Hiç kimse, suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşmeden suçlu ilan edilemez.


AİHM İçtihadı:


  • Allen/Birleşik Krallık (2013): Mahkemelerin ve yetkililerin açıklamalarında masumiyet karinesine dikkat etmesi gerektiği belirtilmiştir.
     

3. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar

  • Uzayan Yargılamalar: Türkiye, AİHM nezdinde makul süre ihlali nedeniyle en çok mahkûm edilen ülkeler arasındadır.
     
  • Mahkemelerin Tarafsızlığına İlişkin Algı Sorunları: Siyasi davalarda kamuoyu baskısı ve yürütmenin etkisi tartışılmaktadır.
     
  • Adli Yardım Sorunları: Maddi durumu yetersiz olanların savunma hakkını etkin kullanamaması.
     

4. Çözüm Önerileri

  • Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi,
     
  • Dijitalleşme ve hızlı yargılama yöntemlerinin geliştirilmesi,
     
  • Adli yardım mekanizmalarının etkinleştirilmesi,
     
  • Yargı mensuplarına yönelik etik ve insan hakları eğitimlerinin artırılması.
     

Sonuç

Adil yargılanma hakkı, sadece hukuki bir güvence değil, aynı zamanda demokratik toplumun varlık sebebidir. AİHM içtihatları, bu hakkın dinamik ve gelişen bir kavram olduğunu göstermektedir. Ulusal sistemlerin, AİHS standartlarına uyum sağlayarak yargılamaların adil, tarafsız ve etkin bir şekilde yürütülmesini temin etmesi gerekmektedir.


Daha Fazla Bilgi

 

PVSK ve TCK Kapsamında Polis Yetkileri ve Ceza Hukuku İlişkisi

1. Giriş

Hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri, kamu düzenini korurken birey hak ve özgürlüklerinin de güvence altına alınmasıdır. Bu noktada kolluk kuvvetlerinin yetki ve sorumluluklarının sınırları önem taşır. Türkiye’de kolluk kuvvetlerinin görev ve yetkileri 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) ile düzenlenirken, suç ve cezalar ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında belirlenmiştir. PVSK ile TCK arasındaki ilişki, polisin uygulama alanında hukuka uygun hareket etmesi açısından kritik bir konudur.


2. PVSK Nedir? Amacı ve Kapsamı

Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK), 4 Temmuz 1934 tarihinde kabul edilmiş ve Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı, polisin görev alanını, yetkilerini ve sorumluluklarını belirlemektir1. PVSK kapsamında polis:


  • Kamu düzenini sağlamak,
     
  • Önleyici ve adli görevleri yerine getirmek,
     
  • Vatandaşların can ve mal güvenliğini korumakla yükümlüdür.
     

PVSK’nın en önemli ilkesi, polisin yetkilerini hukuk çerçevesinde ve ölçülülük ilkesiyle kullanmasıdır.


3. TCK Nedir? Temel İlkeler

Türk Ceza Kanunu (TCK), 5237 sayılı Kanun olarak 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. TCK’nın amacı, kamu düzenini sağlamak, temel hak ve özgürlükleri korumak ve toplum düzenini güvence altına almaktır2.


TCK’nın temel ilkeleri şunlardır:


  • Kanunilik İlkesi (TCK m.2): Hiç kimse kanunda suç olarak tanımlanmayan bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.
     
  • Kusur İlkesi: Ceza sorumluluğu şahsidir.
     
  • Orantılılık: Suç ve ceza arasında adil bir denge olmalıdır.
     

Polisin görevlerini yerine getirirken bu ilkelere uygun davranması zorunludur. Aksi durumda hem hukuka aykırı delil oluşur hem de görevini kötüye kullanma (TCK m.257) gibi suçlar gündeme gelir.


4. PVSK ve TCK Arasındaki İlişki

PVSK, önleyici kolluk faaliyetlerini düzenlerken; TCK, suç işlendikten sonraki cezai süreç ile ilgilidir. Ancak polis, önleme görevini yerine getirirken TCK’ya aykırı davranırsa cezai sorumluluk doğabilir.


Örnek:

  • Hukuka aykırı arama yapan polis memuru, TCK m.120 (konut dokunulmazlığının ihlali) veya TCK m.257 (görevi kötüye kullanma) kapsamında sorumlu tutulabilir.
     

5. PVSK’da Polis Yetkileri

PVSK’ya göre polisin sahip olduğu başlıca yetkiler:


5.1. Kimlik Sorma Yetkisi (PVSK m.4/A)

Polis, kamu düzeninin korunması amacıyla şüpheli gördüğü kişilere kimlik sorabilir. Ancak bu yetki keyfi şekilde kullanılamaz, ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır3.


5.2. Yakalama ve Gözaltı (PVSK m.13 ve CMK m.90)

Polis, suçüstü halinde veya kanunda belirtilen durumlarda kişiyi yakalayabilir. Yakalama sonrası derhal Cumhuriyet savcısına bilgi verilmesi gerekir.


5.3. Zor Kullanma Yetkisi (PVSK m.16)

Polis, görevini yaparken dirençle karşılaşırsa zor kullanabilir. Ancak bu güç:


  • Kademeli olmalı (orantılılık),
     
  • Hayati tehlike yoksa öldürücü nitelikte olmamalıdır4.
     

5.4. Arama Yetkisi (PVSK m.9 ve CMK m.116-119)

Polis, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı talimatıyla arama yapabilir. Keyfi aramalar hukuka aykırı delil oluşturur.


6. TCK Açısından Polis Yetkilerinin Sınırları

Polis yetkilerini aşarsa TCK’da düzenlenen suçlardan sorumlu olabilir:


  • Görevi kötüye kullanma (TCK m.257)
     
  • İşkence (TCK m.94)
     
  • Konut dokunulmazlığının ihlali (TCK m.116)
     

Bu nedenle PVSK ile tanınan yetkiler, temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilerek kullanılmalıdır.


7. Yargıtay Kararları ve Uygulama Örnekleri

  • Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2017/4123 E., 2018/2654 K.: Hukuka aykırı arama ile elde edilen delillerin geçersizliği.
     
  • YCGK, 2019/152 K.: Ölçüsüz zor kullanma nedeniyle polisin kasten yaralama suçundan mahkûm edilmesi.
     

8. Sonuç ve Değerlendirme

PVSK ile TCK’nın birlikte uygulanması, kamu düzeni ile birey haklarının dengelenmesini sağlar. Ancak polisin yetkilerini kötüye kullanması, hem hukuka aykırı delillerin doğmasına hem de cezai sorumluluğa yol açar. Bu nedenle:


  • Eğitim ve denetim mekanizmaları güçlendirilmeli,
     
  • Polis yetkileri net ve şeffaf şekilde kullanılmalıdır.
     


Daha Fazla Bilgi

 

Dolandırıcılık Suçu: TCK 157-158 Kapsamında Hukuki İnceleme

1. Dolandırıcılık Suçu Nedir?

Dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 157. ve 158. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu suç, hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması ve failin çıkar sağlamasıyla oluşur1. Günümüzde bu suç, klasik yöntemlerin yanı sıra bilişim sistemleri üzerinden de işlenmektedir2.


2. Türk Ceza Kanunu’nda Dolandırıcılık Suçu

2.1. TCK 157 – Basit Dolandırıcılık

TCK m. 157’ye göre:

Hileli davranışlarla bir kişiyi aldatıp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve adli para cezasıyla cezalandırılır3.
 

2.2. TCK 158 – Nitelikli Dolandırıcılık

Aşağıdaki durumlarda suç nitelikli hale gelir ve ceza artar:


  • Kamu kurumlarının araç olarak kullanılması
     
  • Bilişim sistemleri üzerinden dolandırıcılık
     
  • Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması
     
  • Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi
     
  • Tacir veya şirket yöneticilerinin ticari faaliyet sırasında işlemesi4
     

Bu durumda ceza 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 5.000 günden 10.000 güne kadar adli para cezasıdır5.


3. Dolandırıcılık Suçunun Unsurları

Dolandırıcılık suçunun oluşması için şu unsurlar aranır:


  • Hileli davranış: Failin gerçeğe aykırı beyanları veya aldatıcı hareketleri
     
  • Aldatma: Mağdurun hileyle yanıltılması
     
  • Zarar ve menfaat: Mağdurun zarar görmesi, failin veya üçüncü kişinin yarar sağlaması6
     

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na göre, “Hile, mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak yoğunlukta olmalıdır”7.


4. Günümüzde Dolandırıcılık Yöntemleri

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte suçun dijital ortamlarda artış gösterdiği görülmektedir8:


  • Sosyal medya dolandırıcılığı
     
  • Kimlik avı (phishing) saldırıları
     
  • Sahte yatırım ve kripto para dolandırıcılığı
     
  • Online alışveriş dolandırıcılığı


 

5. Dolandırıcılık Suçu Cezası

  • Basit Dolandırıcılık (TCK 157): 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve adli para cezası
     
  • Nitelikli Dolandırıcılık (TCK 158): 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve yüksek miktarda adli para cezası9

     

Daha Fazla Bilgi

 

TCK 188: Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Suçu ve Savunma Stratejileri

Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde düzenlenmiş olup, kamu sağlığını korumayı hedefleyen en ağır cezalara tabi suçlardan biridir. Bu suç, yalnızca bireyleri değil, toplumu tehdit eden bir suç tipidir. Özellikle Yargıtay uygulamalarında, suçun unsurları ve ispatı konusundaki titizlik dikkat çekmektedir.


 

TCK 188 Uyuşturucu Ticareti Suçu Nedir?

Türk Ceza Kanunu m.188’e göre;

  • Uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi imal etmek,
     
  • Satmak veya satışa arz etmek,
     
  • Başkasına vermek,
     
  • Nakletmek veya sevk etmek,
     
  • Depolamak,
     
  • İthal veya ihraç etmek,
    uyuşturucu ticareti suçunu oluşturur.
     

Bu suç, yalnızca satışla sınırlı değildir. Örneğin, yüklü miktarda uyuşturucu ile yakalanan bir kişinin, satış niyetini ortaya koyan deliller varsa, TCK 188 kapsamında cezalandırılması mümkündür.


Uyuşturucu Ticareti Suçunun Unsurları

1. Fail ve Mağdur

  • Fail: Herkes olabilir. Özel bir sıfat aranmaz.
     
  • Mağdur: Toplumdur; kamu sağlığıdır.
     

2. Maddi Unsur

Uyuşturucu ticareti suçu yalnızca fiilin gerçekleştirilmesiyle oluşur. Teşebbüs halinde de cezalandırılır.


Fiiller:

  • Satış
     
  • Satışa arz
     
  • Nakletme
     
  • Depolama
     
  • İthalat – ihracat
     

3. Manevi Unsur

  • Suç ancak kasten işlenebilir.
     
  • Failin uyuşturucu olduğunu bilmesi gerekir. Bilmeden taşınması hâlinde kast oluşmaz.
     

TCK 188 Ceza Oranları ve Artırıcı Nedenler


Temel Ceza

  • 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası
     
  • 20.000 güne kadar adli para cezası
     

Artırıcı Nedenler (nitelikli haller)

  • Suçun çocuklara karşı işlenmesi
     
  • Okul, yurt, kışla gibi yerlerde işlenmesi
     
  • Örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi
     
  • Eroin, kokain, morfin gibi ağır etkili maddeler olması
     

Taksirle işlenemez.

Yargıtay Kararlarında Önemli Kriterler

Yargıtay uygulamalarında dikkat edilen noktalar:

✅ Kullanım mı, ticaret mi?

  • Sadece miktara bakılmaz; paketleme, terazi, alıcı listesi gibi deliller aranır.
     

✅ Usulsüz arama ve el koyma

  • Hakim kararı yoksa, “gecikmesinde sakınca” durumu yoksa, delil hukuka aykırı olur.
     

✅ Telefon kayıtları ve HTS analizi

  • Sanığın ticari faaliyeti gösteren görüşmeler yapması delil sayılır.
     

✅ Tanık ifadeleri

  • Alıcı-satıcı ilişkisi netleşirse, suç sabit olur.
     

Savunma Stratejileri

Uyuşturucu ticareti suçunda ceza oranlarının yüksek olması, savunmanın titizlikle hazırlanmasını zorunlu kılar.


1. Delillerin Hukuka Uygunluğu

  • Arama kararında hakim onayı var mı?
     
  • Arama sırasında müdafi hazır mıydı?
     
  • CMK’ya aykırı elde edilen delillerin reddi sağlanmalı.
     

2. Kullanım Amacıyla Bulundurma

  • Uyuşturucu miktarı kişisel kullanım sınırındaysa, TCK 191 hükümleri uygulanabilir.
     
  • Satışa yönelik hiçbir delil yoksa bu argüman güç kazanır.
     

3. Kast Unsuru

  • Fail uyuşturucunun varlığını bilmiyor olabilir.
     
  • Paket başkasına aitse, failin bilgisizliği ileri sürülebilir.
     

4. Etkin Pişmanlık (TCK 192)

  • Fail, suçun aydınlatılmasına yardım ederse cezada ciddi indirim sağlanır.
     
  • Örgütlü suçlarda etkin pişmanlık oranı daha yüksek olur.
     

5. Ceza İndirimleri

  • Duruşmada olumlu tutum (iyi hal indirimi).
     
  • Suçun teşebbüs aşamasında kalması (TCK 35 indirimleri).
     

Etkin Pişmanlık Hükümleri (TCK 192)


Etkin pişmanlık, uyuşturucu suçlarında önemli bir ceza indirimi sebebidir. Şu şartlarda uygulanır:


  • Fail, yakalanmadan önce suçun ortaya çıkarılmasına yardım ederse ceza tamamen ortadan kalkabilir.
     
  • Yakalandıktan sonra bilgi verirse cezada indirim uygulanır.
     
  • Verilen bilgilerin gerçeğe uygun olması şarttır.
     

Sonuç

TCK 188 kapsamında uyuşturucu ticareti suçu, hem ağır cezalar hem de yargılamanın hassasiyeti nedeniyle profesyonel savunma gerektiren bir suç tipidir. Delillerin hukuka uygunluğu, kast unsuru, kullanım-ticaret ayrımı ve etkin pişmanlık gibi unsurlar, savunmanın temelini oluşturur.

Profesyonel hukuki destek almak, sürecin doğru yönetilmesi ve en az zararla atlatılması için kritik önemdedir.


Daha Fazla Bilgi

 

Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) Davası Nedir?

Miras kalan taşınmazlar veya birden fazla kişinin ortak mülkiyet hakkına sahip olduğu mallarda, tarafların anlaşamaması halinde ortaklığın giderilmesi davası (izale-i şuyu) açılır. Bu dava, özellikle miras paylaşımında sıkça gündeme gelir.


Zorunlu Arabuluculuk Şartı (01.09.2023 Sonrası)

Türk hukukunda 01.09.2023 tarihi itibarıyla yapılan düzenleme ile, ortaklığın giderilmesi davalarında arabuluculuk dava şartı haline gelmiştir.


  • Arabulucuya başvurmadan dava açılamaz.
     
  • Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa, tutanakla birlikte dava açılır.
     
  • Arabuluculuk, taraflara hızlı, ekonomik ve barışçıl çözüm imkânı sunar.
     

Arabuluculuğun Avantajları

  • Zaman tasarrufu: Mahkeme sürecinden çok daha hızlı sonuç.
     
  • Masraf avantajı: Satış ve dava giderleri azalır.
     
  • İlişkilerin korunması: Özellikle aile içi miras anlaşmazlıklarında bağların zedelenmemesi sağlanır.
     
  • Esnek çözümler: Taraflar, kendi ihtiyaçlarına uygun paylaşım yöntemini belirleyebilir.
     

Ortaklığın Giderilmesi Davasının Açılması

  • Dava, taşınmazın bulunduğu yer Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılır.
     
  • Her paydaş tek başına dava açabilir.
     
  • Mahkeme, önce aynen taksimin mümkün olup olmadığını inceler. Eğer mümkün değilse satış yoluyla ortaklığın giderilmesine karar verir.
     

Paylaşım Yöntemleri

  • Aynen Taksim: Taşınmaz bölünebiliyorsa, paydaşlar kendi paylarını fiilen alır.
     
  • Satış Yoluyla Paylaşım: Bölünemeyen taşınmaz ihale ile satılır, bedel paydaşlara hisseleri oranında dağıtılır.



Avukat ve Arabulucu Desteği

  • Zorunlu arabuluculuk sürecinin uzman bir arabulucu ile yürütülmesi,
     
  • Anlaşma sağlanamazsa dava sürecinin avukat desteğiyle takip edilmesi,
    hak kaybını önler ve süreci hızlandırır.
     

Sonuç

Ortaklığın giderilmesi davası (izale-i şuyu), miras paylaşımı ve ortak mülkiyetin sona erdirilmesi için en kesin hukuki yoldur. Ancak 01.09.2023 tarihinden itibaren dava açmadan önce arabuluculuk başvurusu zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle, tarafların öncelikle arabuluculuk yolunu denemesi, hem ekonomik hem de barışçıl bir çözüm sağlayacaktır.


Daha Fazla Bilgi

 

Miras Hukuku Çerçevesinde Vatandaşların İzlemesi Gereken Hukuki Yol

Miras hukuku, kişinin vefatı ile birlikte malvarlığının ve borçlarının kanuni veya atanmış mirasçılarına intikali sürecini düzenleyen hukuk dalıdır. Türkiye’de miras bırakanın ölümüyle birlikte tereke, yani tüm malvarlığı ve borçları, kendiliğinden mirasçılara geçer. Ancak bu geçiş, mirasçıların bazı hukuki işlemleri yerine getirmelerini zorunlu kılar. Bu nedenle miras kalan vatandaşların izlemesi gereken yolun doğru belirlenmesi, hak kayıplarını önlemek açısından büyük önem taşır.


1. Veraset İlamı (Mirasçılık Belgesi)

Mirasçılığın tespiti için ilk adım, Sulh Hukuk Mahkemesi veya noter aracılığıyla veraset ilamı almaktır. Veraset ilamı, kimlerin mirasçı olduğunu ve miras pay oranlarını resmi olarak gösterir. Bu belge olmadan mirasın paylaşımı veya terekeye yönelik tasarruflar yapılamaz.


2. Mirasın Reddi ve Süresi

Türk Medeni Kanunu’na göre mirasçılar, yalnızca malvarlığını değil, borçları da devralırlar. Miras bırakanın borçlarının terekeye kıyasla fazla olduğu durumlarda, mirasçıların 3 ay içinde mirası reddetme hakkı bulunmaktadır. Bu süre içinde Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurulmadığı takdirde miras, kesin olarak kabul edilmiş sayılır.


3. Tereke Tespiti ve Malvarlığı Araştırması

Mirasçılar, miras bırakanın tüm malvarlığını ve borçlarını tespit etmelidir. Bu kapsamda:


  • Tapu kayıtları üzerinden taşınmazların araştırılması,
     
  • Bankalardan hesap, mevduat ve alacak bilgilerinin öğrenilmesi,
     
  • Noterler Birliği sistemi üzerinden vasiyetnamenin olup olmadığının sorgulanması,
     
  • İcra daireleri ve vergi daireleri üzerinden borç ve yükümlülüklerin araştırılması önem arz eder.
     

4. Mirasın Paylaşımı ve Ortaklığın Giderilmesi

Mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti doğduğundan, tereke üzerinde tasarruf edilebilmesi için ortak hareket edilmesi gerekir. Anlaşma sağlanması halinde mirasçılar arasında miras paylaşım sözleşmesi düzenlenebilir. Ancak uyuşmazlık çıkması durumunda, izale-i şuyu (ortaklığın giderilmesi davası) açılarak mirasın mahkeme yoluyla paylaşılması sağlanır.


5. Vergisel Yükümlülükler

Mirasçılar, miras kalan malvarlığı için veraset ve intikal vergisi ödemekle yükümlüdür. Bu kapsamda mirasın öğrenilmesinden itibaren 4 ay içinde veraset beyannamesi verilmesi gerekir. Süresinde beyanname verilmemesi, vergi ziyaı cezası ve faiz gibi yaptırımlara yol açabilir.


6. Profesyonel Hukuki Destek Almanın Önemi

Miras hukuku uygulamada sıkça ihtilaflara neden olan ve teknik bilgi gerektiren bir alandır. Yanlış veya eksik yapılan işlemler, telafisi güç hak kayıplarına sebep olabilir. Bu nedenle mirasçılık belgesinin alınmasından tereke tespitine, miras paylaşım protokollerinden dava süreçlerine kadar her aşamada bir miras avukatı ile çalışmak en sağlıklı yoldur.


Sonuç

Miras kalan vatandaşların süreci doğru yönetmeleri, hukuki haklarını koruyabilmeleri açısından zorunludur. Veraset ilamının alınması, mirasın reddi süresinin kaçırılmaması, tereke tespitinin eksiksiz yapılması, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve profesyonel avukat desteği alınması, miras hukukunda güvenli bir yol haritası oluşturur.


Daha Fazla Bilgi

 

Boşanma Süreci ve Haklarınız


Boşanma sürecinizde haklarınızı öğrenin ve koruyun.



Boşanma Hukuku Nedir?

Boşanma hukuku, evlilik birliğinin sona erdirilmesinde eşlerin ve çocukların haklarını koruyan hukuk dalıdır. Boşanma davaları Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde yürütülür.

Örnek: Ayşe ve Mehmet, sürekli tartışma yaşadıkları için Gaziantep Aile Mahkemesi’ne başvurarak boşanma davası açmıştır.
 

Boşanma Sebepleri

Boşanma davaları genellikle şu sebeplerle açılır:

  • Evlilik birliğinin temelinden sarsılması: Sürekli geçimsizlik, şiddet, kötü muamele
     
  • Kişisel sebepler: Zina, suç işleme, kötü alışkanlıklar
     
  • Anlaşmalı boşanma: Tarafların mal paylaşımı, nafaka ve velayet konusunda anlaşması
     

Örnek: Elif, eşinin uzun süreli aldatması nedeniyle boşanma davası açmıştır. Can ve Derya ise anlaşmalı boşanmayı tercih etmişlerdir.
 

Boşanma Dilekçesi ve Başvuru

Boşanma davanızın başlaması için açıklayıcı ve delillere dayalı boşanma dilekçesi hazırlanır ve aile mahkemesine sunulur.

Örnek: Gaziantep’te yaşayan Fatma, boşanma dilekçesinde mal paylaşımı ve nafaka taleplerini açıkça belirtmiştir.
 

Delil Toplama ve Mahkeme Süreci

Mahkeme sürecinde:

  • Tanıklar dinlenir
     
  • Belgeler incelenir
     
  • Gerekirse uzman raporları alınır
     

Örnek: Ali, eşinin hakaret ve kötü muamelesini belgelemek için mesaj ve video delillerini mahkemeye sunmuştur.
 

Anlaşmalı veya Çekişmeli Boşanma

Taraflar mal paylaşımı, nafaka ve çocuk velayeti konularında anlaşmışsa mahkeme süreci hızlı ilerler.

Örnek: Can ve Derya, mal paylaşımı ve çocuk velayeti konusunda anlaşarak hızlı bir şekilde boşanmıştır.
 

Taraflar anlaşamazsa mahkeme, TMK ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda karar verir. Süreç biraz daha uzun olabilir.

Örnek: Zehra ve Murat, mal paylaşımı konusunda anlaşamayınca mahkeme süreci çekişmeli boşanma kapsamında yürütülmüştür.
 

Mal Paylaşımı ve Nafaka

  • Mal paylaşımı: Evlilik süresince edinilen mallar TMK madde 202 ve devamı çerçevesinde paylaşılır.
     
  • Yoksulluk nafakası: Boşanma sonrası yaşam standardını korumak için ödenir.
     
  • Tedbir nafakası: Boşanma süreci boyunca geçici olarak talep edilebilir.
     
  • Manevi tazminat: Evlenme birliğinin sarsılması nedeniyle zarar gören taraf talepte bulunabilir.
     

Örnek: Ali, evlilik boyunca edinilen ev ve arabayı paylaşmak için mahkemeye başvurmuştur. Fatma ise yoksulluk nafakası talep etmiştir.
 

Çocukların Velayeti ve Hakları

Mahkeme, çocuğun fiziksel ve psikolojik yararını gözeterek karar verir:

  • Ortak Velayet: Ebeveynler birlikte karar alır
     
  • Tek Velayet: Mahkeme çocuğun üstün yararına göre tek velayeti verir
     
  • Kişisel İlişki Hakkı: Velayeti olmayan ebeveyn, çocuğu ile düzenli görüşebilir
     

Örnek: Elif ve Cem’in 6 yaşındaki çocuğu için velayet Elif’e verilmiş, Cem’e kişisel ilişki hakkı tanınmıştır.
 

Boşanma Avukatının Önemi

Boşanma süreci karmaşık ve duygusal olabilir. Deneyimli bir boşanma avukatı:

  • Boşanma dilekçesi ve delilleri eksiksiz hazırlar
     
  • Mal paylaşımı, nafaka ve çocuk velayeti konularında hukuki danışmanlık verir
     
  • Anlaşmalı veya çekişmeli davalarda temsil sağlar
     
  • Mahkeme kararlarının uygulanmasını takip eder
     

Örnek: Gaziantep’te yaşayan bir çift, avukat desteğiyle boşanma sürecini hızlı ve haklarına uygun şekilde tamamlamıştır.
 

Sonuç

Boşanma hukuku, evlilik birliğinin sona erdirilmesinde haklarınızı koruyan ve süreci düzenleyen bir hukuk dalıdır. Mal paylaşımı, nafaka ve çocuk hakları gibi kritik konularda doğru adımlar atmak, deneyimli bir boşanma avukatı ile mümkündür. Boşanma sürecinde hukuka uygun hareket etmek, hem taraflar hem de çocuklar için adil ve güvenli bir sonuç sağlar.

Daha Fazla Bilgi

 

 

İcra Hukuku: Adım Adım Hakkınızı Almanın Rehberi

Hayatın içinde hepimiz bir noktada borç vermek veya borç almak durumunda kalabiliyoruz. Ama bazen işler yolunda gitmez; borçlar ödenmez. İşte burada icra hukuku devreye girer. Bu rehber, icra sürecini günlük hayattan örneklerle ve adım adım anlatıyor.


1. Adım: Borç ve Belgeyi Tespit Etmek

Örnek: Ali, arkadaşına 5.000 TL borç verdi. Ancak arkadaşının borcu geri ödemediğini fark etti. Ali, elinde yazılı bir sözleşme, senet veya fatura bulunduruyor.

💡 İpucu: Borcunuzun resmi belgelerle kanıtlanabilir olması, icra sürecinin hızlı ve güvenli ilerlemesi için şarttır.


2. Adım: İcra Takibi Başlatmak

Ali, en yakın icra dairesine başvurarak alacak talebini iletir. Bu başvuru ile birlikte alacak miktarı ve borçlunun bilgileri icra dairesine bildirilir.


3. Adım: Ödeme Emri Gönderilmesi

İcra dairesi, borçluya resmi bir yazı gönderir: “Borcu öde, aksi hâlde yasal işlem başlatılacak”. Bu yazıya ödeme emri denir.

Örnek: Arkadaşı bu yazıyı alır ve 7 gün içinde ödeme yapmazsa süreç bir üst adıma geçer.

💡 İpucu: Ödeme emri borçluya tebliğ edilmezse, süreç başlamaz; bu nedenle resmî tebliğ çok önemlidir.


4. Adım: Borçlunun Yanıtı ve İtiraz Hakkı

Borçlu ödeme yaparsa süreç sona erer. Ama ödemez veya itiraz ederse, icra süreci devam eder.

Örnek: Ali’nin arkadaşı, “Zaten ödedim” diyerek itiraz edebilir. Bu durumda Ali, itirazın kaldırılması için mahkemeye başvurur.

💡 

5. Adım: Haciz ve Satış İşlemleri

Borç hâlâ ödenmezse, icra dairesi borçlunun malvarlığına haciz koyar. Taşınır veya taşınmaz malları satışa çıkarılır ve alacak tahsil edilir.

Örnek: Ali’nin arkadaşı bir otomobile sahip. İcra dairesi, otomobili satışa çıkararak Ali’nin alacağını tahsil eder.

💡 İpucu: Haciz ve satış işlemleri İcra ve İflas Kanunu çerçevesinde şeffaf şekilde yapılır.


6. Adım: Avukat Desteğinin Önemi

İcra süreci teknik ve yasal açıdan hassastır. Deneyimli bir avukat, sürecin hızlı ve doğru ilerlemesini sağlar:

  • Dosyanın eksiksiz hazırlanması
     
  • Yasal sürelerin takip edilmesi
     
  • İtiraz ve itirazın kaldırılması sürecinde temsil
     
  • Haciz ve satış işlemlerinde profesyonel takip
     

7. Adım: Sonuç ve Tavsiyeler

İcra hukuku, hakkınızı güvenle almanızı sağlayan resmi ve düzenli bir süreçtir. Borçluya savunma hakkı tanırken, alacaklının da hakkını korur.

✅ Özet Tavsiyeler:

  • Borcunuzu belgeleyin (senet, sözleşme, fatura)
     
  • İcra takibi başlatmak için icra dairesine başvurun
     
  • Ödeme emri ve itiraz süreçlerini takip edin
     
  • Haciz ve satış işlemlerinde sabırlı olun
     
  • Deneyimli bir avukattan destek alın
     

Unutmayın: Hakkınızı almak kadar, süreci hukuka uygun ve profesyonel şekilde yürütmek de önemlidir. İcra hukuku tam olarak bunu sağlar: Hakkınızı güvenle almanın yolu.



Daha Fazla Bilgi

Türk Ceza Hukuku: Suç ve Ceza Düzeninin Temel İlkeleri

1. Giriş

Türk Ceza Hukuku, toplumun huzurunu, bireylerin güvenliğini ve temel haklarını korumak amacıyla düzenlenmiş bir hukuk dalıdır. Bu alan, hangi fiillerin suç sayılacağını ve bu suçlara karşı uygulanacak cezaları belirler. Türkiye’de ceza hukukunun ana kaynağı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)’dur1. Bunun yanında Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve bazı özel kanunlar da sistemin temelini oluşturur.


2. Türk Ceza Hukukunun Temel İlkeleri

Ceza hukukunun adil, ölçülü ve eşit şekilde uygulanabilmesi için bazı evrensel ilkeler benimsenmiştir. Bu ceza hukuku ilkeleri, hem devletin hem de bireyin haklarını güvence altına alır.


2.1. Kanunilik İlkesi

“Kanunda yazmayan suçtan ceza olmaz” prensibine dayanır2. Yani, kanunda açıkça tanımlanmayan bir fiil nedeniyle kimse cezalandırılamaz. Bu ilke hukuki güvenlik açısından büyük önem taşır.


2.2. Kusurluluk İlkesi

Kişi, ancak kendi iradesi ve kusuru ile işlediği fiilden sorumlu tutulabilir. İrade dışında gelişen olaylardan dolayı ceza verilmez3.


2.3. Eşitlik İlkesi

Türk Ceza Hukuku, sosyal statü, cinsiyet, etnik köken fark etmeksizin herkes için aynıdır. Yasa önünde herkes eşittir (Anayasa m. 10).


2.4. Ölçülülük İlkesi

Verilen ceza, işlenen suçun ağırlığı ile orantılı olmalıdır4. Aksi halde cezanın caydırıcılık ve adalet işlevi zedelenir.


3. Türk Ceza Hukukunun Yapısı

5237 sayılı TCK, iki ana bölümden oluşur:

  • Genel Hükümler: Suçun tanımı, unsurları, ceza türleri ve uygulanma esaslarını düzenler.
     
  • Özel Hükümler: Tek tek suç tiplerini (ör. hırsızlık, dolandırıcılık, kasten öldürme) ve bunlara karşı öngörülen cezaları içerir.
     

4. Suçun Unsurları

Bir fiilin suç olarak nitelendirilebilmesi için üç temel unsurun bulunması gerekir5:

  • Maddi Unsur: Fail (suçu işleyen), mağdur (zarar gören) ve suçun konusunu kapsar.
     
  • Manevi Unsur: Failin suçu kast veya taksir ile işlemesi.
     
  • Hukuka Aykırılık: Fiilin kanunun izin verdiği haller dışında gerçekleşmesi. Örneğin, meşru savunma hukuka uygunluk sebebidir.
     

5. Cezalar ve Güvenlik Tedbirleri

Türk Ceza Hukuku’nda başlıca iki ceza türü bulunur:

  1. Hapis Cezası: Süreli veya müebbet hapis.
     
  2. Adli Para Cezası: Gün esasına göre belirlenir.
     

Bunların yanında ehliyetin geri alınması, işyerinin kapatılması gibi güvenlik tedbirleri de uygulanabilir6.


6. Ceza Muhakemesi Süreci

Bir suç işlendiğinde ceza muhakemesi süreci genellikle iki aşamada yürür:

  • Soruşturma: Cumhuriyet Savcılığı, delilleri toplayarak suç şüphesini araştırır.
     
  • Kovuşturma: Mahkeme yargılama yapar ve hüküm kurar.
     

Bu süreçte masumiyet karinesi (suçluluğu ispatlanana kadar herkes masumdur) ve adil yargılanma hakkı esastır (Anayasa m. 36).


7. Güncel Gelişmeler

Son yıllarda kadına karşı şiddet, çocuk istismarı ve ekonomik suçlar gibi konularda cezaların artırılması yönünde düzenlemeler yapılmıştır.
Ayrıca Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları, 5237 sayılı TCK’nın uygulanmasına ilişkin önemli içtihatlar oluşturmuştur7.


8. Sonuç

Türk Ceza Hukuku, toplumsal düzenin korunması ve birey haklarının güvence altına alınmasında kritik öneme sahiptir.
5237 sayılı TCK ile belirlenen suç ve ceza dengesi, hukukun üstünlüğünün temel taşlarından biridir.
Adaletin sağlanması, yalnızca kanun metinlerinde değil, uygulamada da adil, eşit ve ölçülü kararların verilmesi ile mümkündür.


Daha Fazla Bilgi

 

Avukatlık Mesleğinin Önemi ve Hukukun Üstünlüğü Işığında Rolü


Özet

Avukatlık mesleği, hukuk devletinin temel yapı taşlarından biri olarak hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleşmesinde merkezi bir role sahiptir. Bu çalışmada, avukatlık mesleğinin hukuki ve toplumsal işlevleri; savunma hakkı içtihat örnekleri, mesleki etik ilkeleri ve alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerindeki rolü kapsamında incelenmiştir. Türkiye mevzuatı ve yargı kararları ışığında, avukatların hukuki güvenlik ve adaletin sağlanmasındaki konumu değerlendirilmiştir.


Giriş

Hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri olan avukatlık mesleği, hukukun üstünlüğü ile doğrudan ilişkilidir. Avukatlar, toplumda adaletin tesisi ve hukuki güvenliğin sağlanması bakımından vazgeçilmez aktörlerdir. Bu nedenle mesleğin fonksiyonları; savunma hakkının korunması, mesleki etik sorumluluklar ve alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerinde üstlenilen roller doğrultusunda değerlendirilmelidir.


Hukukun Üstünlüğü ve Avukatlık Mesleğinin Rolü

Hukukun üstünlüğü ilkesi, yasaların tarafsız, öngörülebilir ve eşit şekilde uygulanmasını garanti eder (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 1982). Avukatlar, bu ilkenin sahadaki en güçlü temsilcileridir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, avukatların yargının bağımsız savunma unsurunu oluşturduğunu açıkça düzenlemektedir (Avukatlık Kanunu, 1969).

Anayasa Mahkemesi (2010) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Salduz/Türkiye kararı (AİHM, 2008), avukatların etkin savunma hakkının temel güvencesi olduğunu vurgulamaktadır. Bu kararlar, hukuki güvenlik ve adaletin sağlanmasında avukatların vazgeçilmezliğini ortaya koymaktadır.


Savunma Hakkı ve İçtihatlarla Güçlendirilmiş Korunması

Anayasa’nın 36. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK, 2005), savunma hakkını hukuk güvenliği kapsamında koruma altına almaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 2014 ve 2015 tarihli kararları (2014/49 E., 2015/25 K.) ve AİHM’nin Öcalan/Türkiye (2005) kararı, savunma hakkının sadece formel değil, maddi olarak da korunması gerektiğini ifade etmektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 2017 kararları (2017/2455 E., 2017/1233 K.) ise müdafiin savunmasının engellenmesini yargılamanın temelini sarsan ciddi bir usul hatası olarak değerlendirmektedir.


Avukat Mesleki Etik ve Sorumluluklarının Önemi

Avukatlık mesleği, yüksek etik standartlar ve mesleki özen gerektirir. Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan Avukatlık Meslek Kuralları (TBB, 2020), avukatların gizlilik, dürüstlük, tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerine uymasını zorunlu kılmaktadır. Mesleki etik ihlalleri, disiplin cezası yanında yargı süreçlerinde usul hatalarına ve kararların iptaline neden olabilmektedir.


Alternatif Uyuşmazlık Çözümünde Avukatların Kritik Rolü

Yargının artan iş yükü sebebiyle, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri (ADR) önem kazanmaktadır. Avukatlar, 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu (2013) kapsamında, müvekkillerini arabuluculuk, tahkim ve uzlaştırma süreçlerinde temsil ederek hukuki hakların hızlı ve etkin korunmasını sağlamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2019 ve 2020 tarihli kararları (2019/12-193 E., 2020/12 K.) avukatların bu süreçlerdeki rolünün etkinlik açısından hayati olduğunu teyit etmektedir.


Sonuç

Avukatlık mesleğinin önemi, hukukun üstünlüğü ilkesinin pratiğe geçirilmesi ve savunma hakkının etkin korunması açısından açıktır. Mesleki etik ve sorumluluk bilinciyle hareket eden avukatlar, hukuk sisteminin işleyişinde merkezi bir konuma sahiptir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerindeki aktif katılımları sayesinde yargının yükünü hafifletmekte ve toplumsal adaletin hızlı sağlanmasına katkı sağlamaktadırlar.



Daha Fazla Bilgi

  Sitede yer alan tüm yazılı içerikler, görseller, logo, grafik tasarımlar ve diğer materyaller Avukat Ferhat Güneş’e aittir; 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamındaki haklar saklıdır. Bu web sitesi, yalnızca bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve yer alan bilgiler hukuki danışmanlık yerine geçmez. Hukuki bir konuda destek almak için lütfen doğrudan Av. Ferhat Güneş ile iletişime geçiniz.  

  • ANA SAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • ÇALIŞMA ALANLARIMIZ
  • İLETİŞİM

This website uses cookies.

We use cookies to analyze website traffic and optimize your website experience. By accepting our use of cookies, your data will be aggregated with all other user data.

ReddetAccept